× İmge & İktidar

Ders Doğru, Hoca Uydurma

Aydın Karadöller 2026
Ders Doğru, Hoca Uydurma — Aydın Karadöller

Paylaşım Notu

Baudrillard, simülasyon ve yapay zeka: Ders doğru sayılır, hoca uydurma. Simülakrın yeni çağında otoriteler nasıl inşa ediliyor?

Kuzenimle kafede oturuyorduk. Telefonuna bir mesaj düştü; müsaade isteyip okudu. Birkaç saniye ekrana baktı, sonra bana döndü: "Sen bu konuları biliyordun. Bak Baudrillard ne demiş." Ve telefonu çevirdi. Ekranda bir adam vardı. Kitaplık önünde, flanel gömlekli, yakasında mikrofon, arkasında eski ciltler ve seyahat kartpostalları; bir düşünürden beklenecek her şey yerli yerinde. Üstte bir uyarı işareti: "Bu videoyu izledikten sonra sosyal medyaya aynı gözle bakamayacaksın." Adam anlatıyordu: Baudrillard yıllar önce uyarmış, gerçeğin kopyaları o kadar kusursuzmuş ki aslını unutmuşuz; sosyal medyadaki mükemmel hayatlar, filtreler, yapay zekâlar, hepsi bir simülasyonmuş.

Gözüm metnin altındaki küçük gri etikete takıldı: "Yapay zeka bilgisi." O adam yok. Hiç olmadı. Kitaplığı yok, gömleği yok, o ağır ağır kurduğu cümlelerin arkasında bir ağız yok. Kuzenim simülakrın ne olduğunu, hiç var olmamış birinden öğrenmişti. Ben de masada ona bunu anlattım: dinlediğin dersin hocası yok. Ders doğru sayılır, hoca uydurma.

Baudrillard'ın hipergerçek dediği şeyin ders kitabına girecek örneği, ders kitabını anlatırken yakalanmıştı. Baudrillard bu oyunu bilirdi; hatta ilk hamleyi kendisi yapmıştı. Kitabının kapağını açan cümle şudur: "Hakikati gizleyen şey simülakr değildir. Çünkü hakikat, hakikat olmadığını söylemektedir. Simülakr hakikatin kendisidir." Altında bir imza: Ekleziyast, yani Tevrat'taki Vaiz kitabı. Bir tek pürüz var: Vaiz'de böyle bir cümle yok. Okurlar kırk yılı aşkındır arıyor, bulamıyor; çünkü atıf uydurma. Baudrillard, simülasyon üstüne yazdığı kitaba simüle edilmiş bir alıntıyla, kaynağı olmayan bir kaynakla başladı.

İlkem gereği uydurma alıntıdan nefret ederim; ama şapka çıkarılacak bir küstahlık olduğunu da teslim ederim: kitap, tezini daha ilk satırında kendi bedeninde sahneledi. Kırk beş yıl sonra aynı sahne kuzenimin telefonunda tekrarlanıyordu; bu kez şaka niyeti olmadan, bir yüz takınarak ve reklam geliriyle.

Burada dürüst olmam gerek, çünkü videodaki özet Baudrillard'ın söylediği şey değil. "Gerçek bir dünya vardı, kopyalar onu unutturdu" demek, onu ucuza kapatmaktır; teselli bile sayılır, çünkü unuttuysak hatırlayabiliriz. Baudrillard'ın dediği daha soğuk: gerçek ile kopya ayrımının kendisi çöktü; imge artık hiçbir aslın yerine geçmiyor, çünkü yerine geçeceği bir asıl kalmadı. Ona söylemediği bir şeyi yüklemem. Ama şunu da görmezden gelemem: o video Baudrillard'ı yanlış anlatıyor ve yanlış anlatırken onu doğruluyor. Düşünürün kopyası, düşüncenin kopyasını satıyor; ve iş görüyor.

Videonun son cümlesi ise oyunun asıl perdesiydi: "Düşüncelerini yorumlarda paylaş, simülasyonu birlikte kıralım." Simülasyonu kırma çağrısı, etkileşim ölçütüne yakıt olarak tasarlanmış. Yorum yazan her isyankâr, algoritmaya o videoyu daha çok dolaştırması için oy veriyor. Eleştiri, eleştirdiği makinenin yemi olmuş; muhalefet, muhalefet edilenin satışını artıyor.

Baudrillard bunu bilirdi, çünkü kendisi yaşamışti: okunmak demek, okunanın sistem içinde yer almak demektir. Yazı yayımlandığı an sistem onu absorbe eder. Kitabı yayımlanmış bir aktivist, kitabı satılırken kapitalizmle ortaklık yapmıştır. Fakat kaçış yok. Çünkü suskunluk da bir söylemdir, ve sistem sessizliği de bir konuşmaya çevirir. Muhalefet, satış stratejisine, yapay zeka videosu da anti-kapitalist manifestosuna dönüşür.

Fakat ben bu masada, kuzenime karşı, belki yapılması gereken şeyi yaptım: gördüğümü söyledim. Hoca var mı, yok mu? Uydurma. Ders var mı? Evet, gerçek dersi iki yüzlülüğün içinde buldum. Baudrillard'ı yanlış anlatırken, simülasyonu mükemmel biçimde sahneliyordu. Belki bu da bir simülasyon içinde bir simülasyondu. Belki ben de simülasyonun bir parçasıydım. Ama şu anda, bu yazıyı yazarken, bir şey kesin: yazı, yayımlandığı an sistem içinde kaybolacak; ve ben de yazarken biliyorum bunu. Baudrillard'ın soğuk dünyasında, bu kaçınılmazlık, belki de son dürüstlüktür.

‹ Tüm Yazılar